SİXT
SİXT-2
REMZİ YILDIRIM
Köşe Yazarı
REMZİ YILDIRIM
 

Yüreğir’de Bir Kültür Rüzgârı

Adana’nın güneşi o gün Yüreğir’in sokaklarına başka doğmuş gibiydi. Sokaklarda yalnızca baharın kokusu değil, kelimelerin, şiirlerin ve umutların da sesi vardı.    Çünkü bir masa etrafında toplanan birkaç kalem, bir ilçenin kaderine kültürle dokunmanın hayalini kuruyordu. O masanın başında Yüreğir Belediyesi Kültür ve Sanat Müdürü Sadettin Dindar vardı.    Yüreğir’i sadece bir ilçe olmaktan çıkarıp bir kültür ve sanat durağına dönüştürmenin hayalini anlatıyordu. Sözleri yalnızca bir bürokratın planları değildi; bir şehrin ruhunu uyandırmak isteyen bir gönül insanının heyecanıydı.   Karşısında ise kalemin ve düşüncenin temsilcileri oturuyordu. Mahmut Reyhani oğlu başkanlığındaki Adana Şair Yazarlar Platformu Yönetimi, Gazeteci-Yazar Remzi Yıldırım, Yazar M. Naci Özer ve Yazar Yaşar Erkmen… Her biri kelimelerle yaşayan, cümlelerle şehir kuran insanlar...   Toplantı sıradan bir fikir alışverişi değildi; adeta bir beyin fırtınasıydı. Yüreğir’in sokaklarında şiirin yankılanması, meydanlarında edebiyatın nefes alması konuşuluyordu. Bir ara Sadettin Dindar’ın sesi heyecanla yükseldi:   “Çok yakında Yüreğir’de büyük bir konser olacak. Bu topraklarda şarkılar yükselecek.”   Konuşulan isim Anadolu’nun yüreğine dokunan Adanalı sanatçı Haluk Levent idi.    Yüreğir’in meydanında bir gün onun sesi yankılanacak, şarkıları Adana’nın rüzgârına karışacaktı. Ama o gün konuşulan tek şey müzik değildi.   Bir başka hayal daha masanın ortasına bırakıldı. Gazeteci yazar Remzi Yıldırım, kalbinin en güzel fikrini dile getirdi. Platformun 101 üyesi için bir parkta 101 fidan dikilecekti. Her fidan bir şairin, bir yazarın adıyla büyüyecekti. Toprakla buluşan her fidanın hikâyesi yazılacaktı. Şairler o fidana şiir yazacak, yazarlar o fidanın büyümesini bir öyküye dönüştürecekti. Bir gün o hikâyeler bir kitapta buluşacaktı. Adı da çoktan belliydi:   “Yüreğir’de Fidan Olmak.”   O kitap yalnızca ağaçların değil, kültürün büyümesini anlatacaktı. Sadettin Dindar ise bir müjde daha verdi.   Yüreğir’deki Millet Bahçesi içinde bulunan sosyal binanın kapıları platforma açılacaktı. Artık şairlerin, yazarların, düşünce insanlarının buluşacağı bir mekân olacaktı. O an herkesin gözlerinde aynı şey vardı: Bir ilçenin kaderini değiştirecek kültür inancı. Toplantı bittiğinde fotoğraflar çekildi.   Ama aslında o gün fotoğraflanan şey insanlar değildi. Fotoğraflanan şey bir hayaldi. Belki yıllar sonra Yüreğir’in bir parkında bir çocuk bir ağacın gölgesine oturacak. Ağacın altında küçük bir tabela olacak. Üzerinde bir şairin adı…   Ve o çocuk belki o ağacın hikâyesini okuyacak. İşte o gün herkes anlayacak ki; Bir şehir betonla değil, şiirle büyür.   Ve o şiirin öykünün kalbi artık Yüreğir’de atmaktadır.
Ekleme Tarihi: 12 Mart 2026 -Perşembe

Yüreğir’de Bir Kültür Rüzgârı

Adana’nın güneşi o gün Yüreğir’in sokaklarına başka doğmuş gibiydi. Sokaklarda yalnızca baharın kokusu değil, kelimelerin, şiirlerin ve umutların da sesi vardı. 
 
Çünkü bir masa etrafında toplanan birkaç kalem, bir ilçenin kaderine kültürle dokunmanın hayalini kuruyordu.
O masanın başında Yüreğir Belediyesi Kültür ve Sanat Müdürü Sadettin Dindar vardı. 
 
Yüreğir’i sadece bir ilçe olmaktan çıkarıp bir kültür ve sanat durağına dönüştürmenin hayalini anlatıyordu. Sözleri yalnızca bir bürokratın planları değildi; bir şehrin ruhunu uyandırmak isteyen bir gönül insanının heyecanıydı.
 
Karşısında ise kalemin ve düşüncenin temsilcileri oturuyordu.
Mahmut Reyhani oğlu başkanlığındaki Adana Şair Yazarlar Platformu Yönetimi, Gazeteci-Yazar
Remzi Yıldırım, Yazar M. Naci Özer ve Yazar Yaşar Erkmen… Her biri kelimelerle yaşayan, cümlelerle şehir kuran insanlar...
 
Toplantı sıradan bir fikir alışverişi değildi; adeta bir beyin fırtınasıydı. Yüreğir’in sokaklarında şiirin yankılanması, meydanlarında edebiyatın nefes alması konuşuluyordu.
Bir ara Sadettin Dindar’ın sesi heyecanla yükseldi:
 
“Çok yakında Yüreğir’de büyük bir konser olacak. Bu topraklarda şarkılar yükselecek.”
 
Konuşulan isim Anadolu’nun yüreğine dokunan Adanalı sanatçı Haluk Levent idi. 
 
Yüreğir’in meydanında bir gün onun sesi yankılanacak, şarkıları Adana’nın rüzgârına karışacaktı.
Ama o gün konuşulan tek şey müzik değildi.
 
Bir başka hayal daha masanın ortasına bırakıldı.
Gazeteci yazar Remzi Yıldırım, kalbinin en güzel fikrini dile getirdi.
Platformun 101 üyesi için bir parkta 101 fidan dikilecekti. Her fidan bir şairin, bir yazarın adıyla büyüyecekti.
Toprakla buluşan her fidanın hikâyesi yazılacaktı.
Şairler o fidana şiir yazacak, yazarlar o fidanın büyümesini bir öyküye dönüştürecekti.
Bir gün o hikâyeler bir kitapta buluşacaktı.
Adı da çoktan belliydi:
 
“Yüreğir’de Fidan Olmak.”
 
O kitap yalnızca ağaçların değil, kültürün büyümesini anlatacaktı.
Sadettin Dindar ise bir müjde daha verdi.
 
Yüreğir’deki Millet Bahçesi içinde bulunan sosyal binanın kapıları platforma açılacaktı. Artık şairlerin, yazarların, düşünce insanlarının buluşacağı bir mekân olacaktı.
O an herkesin gözlerinde aynı şey vardı:
Bir ilçenin kaderini değiştirecek kültür inancı.
Toplantı bittiğinde fotoğraflar çekildi.
 
Ama aslında o gün fotoğraflanan şey insanlar değildi.
Fotoğraflanan şey bir hayaldi.
Belki yıllar sonra Yüreğir’in bir parkında bir çocuk bir ağacın gölgesine oturacak.
Ağacın altında küçük bir tabela olacak.
Üzerinde bir şairin adı…
 
Ve o çocuk belki o ağacın hikâyesini okuyacak.
İşte o gün herkes anlayacak ki;
Bir şehir betonla değil,
şiirle büyür.
 
Ve o şiirin öykünün kalbi artık Yüreğir’de atmaktadır.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve artihabergazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.