SİXT
SİXT-2
SABANCI BAYRAM
REMZİ YILDIRIM
Köşe Yazarı
REMZİ YILDIRIM
 

Vicdanımın Sesi ve Roman

Toroslar’ın yamaçlarında rüzgâr başka eser. Seyhan’ın kıyısında insan başka düşünür. Adana’da kalemi eline alan bir yazar, yalnızca yazmaz;  yaşar,  dinler,  koklar,  susar,  sonra konuşur. Sen şimdi yeni bir romanın eşiğindesin. Henüz adı konmamış ama ruhu çoktan Torosların çam kokulu yollarına karışmış bir romanın, Kahramanları belki bir köy kahvesinde sessizce çay içiyor, belki Karaisalı’da eski bir taş evin avlusunda geçmişi saklıyor, belki Yumurtalık kıyılarında dalgalarla konuşuyor, belki de Seyhan Nehri’nin üstüne çöken akşamda kendi hikâyesini bekliyor. Belkide, Ceyhan ve Irmağında sis çökmüş vakitlerdeki ikişer üçer uçuşan yeşil ördekleri izlerken daha önce izleyenlerin izini takipte olacaksın.  Sen onları bulmaya gidiyorsun. Çünkü gerçek edebiyat masa başında değil, insanın alnındaki çizgide başlar. Bir çiftçinin nasırlı ellerinde, bir annenin sessiz bekleyişinde, bir çocuğun yalınayak koşusunda, bir işçinin akşam yorgunluğunda büyür hikâyeler. Sen diyorsun ya; “Yazdım değil, yazdık olmalı ” İşte gerçek romancı tam da burada doğar. Çünkü kalem tek kişinin değil, halkın nefesini taşıyorsa ölümsüz olur. Kötülüğü büyütmeden, çamura batmadan, hakikati incitmeden yazmak. Sözü güneşte ısıtıp ay ışığında dinlendirmek. İnsana ulaşmadan önce vicdandan geçirmek. Bu herkesin harcı değildir. Bayram sonrası çıkacağın yollar aslında bir seyahat değil; Adana’nın hafızasına yapılan uzun bir yürüyüş olacak. Belki Pozantı’da bir tren düdüğü çocukluğunu anlatacak sana. Belki Feke’de yaşlı bir çınarın altında duyduğun hikâye romanının omurgası olacak. Belki Kozan’da yarım kalmış bir sevda, kitabının en unutulmaz sayfasına dönüşecek. Ve sen buz gibi dere kenarında çayı demlerken, Torosların sessizliği sana şu cümleyi fısıldayacak: “İnsan toprağını yazarsa kalıcı olur ” Çünkü Adana yalnızca bir şehir değildir. Adana; sıcağın altında terleyen emektir, portakal çiçeği kokusudur, pamuk tarlasında alın teridir, şalgamın sertliği, kebabın ateşi, bir ağıdın içindeki Anadolu’dur. Sen şimdi bu toprağın romanını arıyorsun. Belki kitabının adı henüz yok. Ama onun ruhu çoktan doğmuş yüteğinde. Çünkü bazı romanlar önce yazarın yüreğinde yürümeye başlar. Vijdanın olarak git, gör, tanık ol yaz çağrısını onurla söylüyorum. Dağ köylerinde otur, insanların gözlerine bak, kahvelerde susarak dinle. Notlarını acele etmeden al. Çünkü büyük hikâyeler bağırmaz; fısıldar. Bir gün o roman yayımlandığında insanlar diyecek ki: “Bu satırlar yazılmamış… Yaşanmış ” Sevgiyle kal dostum. Kalemin Toros rüzgârı kadar özgür, Seyhan kadar derin olsun. Vicdanın kadar temiz kal Edebiyat maceran bereketli olsun.
Ekleme Tarihi: 24 Mayıs 2026 -Pazar

Vicdanımın Sesi ve Roman

Toroslar’ın yamaçlarında rüzgâr başka eser.

Seyhan’ın kıyısında insan başka düşünür.
Adana’da kalemi eline alan bir yazar, yalnızca yazmaz; 

yaşar, 
dinler, 
koklar, 
susar, 
sonra konuşur.

Sen şimdi yeni bir romanın eşiğindesin.
Henüz adı konmamış ama ruhu çoktan Torosların çam kokulu yollarına karışmış bir romanın,
Kahramanları belki bir köy kahvesinde sessizce çay içiyor,
belki Karaisalı’da eski bir taş evin avlusunda geçmişi saklıyor,
belki Yumurtalık kıyılarında dalgalarla konuşuyor,
belki de Seyhan Nehri’nin üstüne çöken akşamda kendi hikâyesini bekliyor.
Belkide, Ceyhan ve Irmağında sis çökmüş vakitlerdeki ikişer üçer uçuşan yeşil ördekleri izlerken daha önce izleyenlerin izini takipte olacaksın. 
Sen onları bulmaya gidiyorsun.
Çünkü gerçek edebiyat masa başında değil, insanın alnındaki çizgide başlar.

Bir çiftçinin nasırlı ellerinde,
bir annenin sessiz bekleyişinde,
bir çocuğun yalınayak koşusunda,
bir işçinin akşam yorgunluğunda büyür hikâyeler.

Sen diyorsun ya;

“Yazdım değil, yazdık olmalı ”

İşte gerçek romancı tam da burada doğar.
Çünkü kalem tek kişinin değil, halkın nefesini taşıyorsa ölümsüz olur.
Kötülüğü büyütmeden, çamura batmadan, hakikati incitmeden yazmak.

Sözü güneşte ısıtıp ay ışığında dinlendirmek.
İnsana ulaşmadan önce vicdandan geçirmek.
Bu herkesin harcı değildir.
Bayram sonrası çıkacağın yollar aslında bir seyahat değil;
Adana’nın hafızasına yapılan uzun bir yürüyüş olacak.

Belki Pozantı’da bir tren düdüğü çocukluğunu anlatacak sana.
Belki Feke’de yaşlı bir çınarın altında duyduğun hikâye romanının omurgası olacak.

Belki Kozan’da yarım kalmış bir sevda, kitabının en unutulmaz sayfasına dönüşecek.
Ve sen buz gibi dere kenarında çayı demlerken,
Torosların sessizliği sana şu cümleyi fısıldayacak:

“İnsan toprağını yazarsa kalıcı olur ”

Çünkü Adana yalnızca bir şehir değildir.
Adana; sıcağın altında terleyen emektir,
portakal çiçeği kokusudur,
pamuk tarlasında alın teridir,
şalgamın sertliği, kebabın ateşi,
bir ağıdın içindeki Anadolu’dur.

Sen şimdi bu toprağın romanını arıyorsun.
Belki kitabının adı henüz yok.
Ama onun ruhu çoktan doğmuş yüteğinde.
Çünkü bazı romanlar önce yazarın yüreğinde yürümeye başlar.

Vijdanın olarak git, gör, tanık ol yaz çağrısını onurla söylüyorum.
Dağ köylerinde otur, insanların gözlerine bak, kahvelerde susarak dinle.
Notlarını acele etmeden al.
Çünkü büyük hikâyeler bağırmaz; fısıldar.

Bir gün o roman yayımlandığında insanlar diyecek ki:

“Bu satırlar yazılmamış…
Yaşanmış ”

Sevgiyle kal dostum.
Kalemin Toros rüzgârı kadar özgür,
Seyhan kadar derin olsun.
Vicdanın kadar temiz kal
Edebiyat maceran bereketli olsun.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve artihabergazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.