Valilik Konferans Salonu’nun kapıları açıldığında, içeri yalnızca insanlar değil; sokakların sessizliği, kaldırımlarda titreyen patiler, gecenin ayazında çöplük kenarında uyuyan sahipsiz canlar da girmişti sanki.
Masaların üzerine dosyalar bırakılmıştı ama herkes biliyordu ki konuşulan mesele yalnızca rakamlar değildi. Bu şehirde bir çocuğun korkmadan parka gitmesiyle, bir köpeğin aç kalmadan yaşaması arasındaki ince vicdan çizgisiydi mesele.
Valimiz, Mustafa Yavuz gözlerini salonda gezdirirken, Adana’nın sokaklarını düşünüyordu belki de.
Bir yanda insanın huzuru, diğer yanda dili olmayan mahlûkatın kaderi.
Dışarıda mart ayının rüzgârı esiyordu.
Şehrin arka sokaklarında, kimliği olmayan köpekler sessizce dolaşıyor, kimi zaman bir fabrikanın gölgesine, kimi zaman bir köy yolunun kenarına sığınıyordu.
Şimdi ise devlet, o sessiz canların izini sürmeye hazırlanıyordu.
Kırsalda ekipler kurulacak, unutulmuş yollar taranacak, sahipsizlik artık kayıt altına alınacaktı.
Bir çobanın kapısındaki adsız köpek bile dijital bir kimlikle anılacaktı artık.
Çünkü çağ değişiyor, vicdan da teknolojiyle birlikte yürüyordu.
Salonda konuşmalar sürerken, bazı cümleler yalnızca kulağa değil, insanın içine dokunuyordu:
“Önceliğimiz insan güvenliği…”
Bu söz, bir annenin akşam ezanında eve dönmeyen çocuğu için duyduğu korkuydu biraz.
Ama ardından gelen her cümlede başka bir merhamet saklıydı.
Barınaklardan söz edildi.
Doğal yaşam alanlarından.
Kısırlaştırmadan,
Bakım evlerinden,
Sanki şehir, yıllardır ertelenmiş bir vicdan muhasebesine oturmuştu.
Belediyelere eksik araçlarını tamamlama çağrısı yapıldı.
Personeller artırılacaktı.
Toplama araçları geceleri sokaklardan geçerken, belki bazı çocuklar perdeyi aralayıp onları izleyecekti.
Kimi korkuyla,
Kimi merhametle.
Ama en çok da şu cümle yankılandı salonda:
“İsraf edilen gıdalar, aç hayvanların rızkı olabilir ”
İşte o an, toplantının resmi dili kırıldı sanki.
Bir lokma ekmeğin bile vicdana dönüşebileceği hatırlandı.
Lokantaların artıkları, kamu kurumlarının yemek fazlaları, çöpe gitmek yerine bir canın yaşamına umut olacaktı.
Sonra kararlar alındı.
Denetimler yapılacaktı.
Eksikler giderilecekti.
Görevini yapmayan hesap verecekti.
Çünkü şehir dediğin yalnızca binalardan ibaret değildir.
Bir şehrin medeniyeti;
Çocukların korkusuz yürüdüğü kaldırımlarda,
Yaşlıların huzurla oturduğu parklarda,
Susuz bırakılmayan bir sokak hayvanının gözlerinde gizlidir.
Toplantı sona erdiğinde herkes salonu terk etti.
Fakat Adana’nın gecesinde hâlâ dolaşan sahipsiz patiler vardı.
Belki onlar, alınan kararlardan habersizdi…
Ama insanlık, bir kez daha vicdanıyla sınanıyordu.
Sokal canları artık korku salamıyacak hale geyirilecek kararlar vicdanları serinletti.



