Mürekkep Kokulu Geceler ve Unutulmayan Emekler
Yıllar gerçekten de takvim yapraklarını sessizce değil, anılarımızın üzerine basa basa eskitti.
Bir zamanlar gecenin karanlığına meydan okuyan insanlar vardı. Onlar sabaha kadar uyumaz, şehir uyurken kentin hafızasını hazırlardı.
Güneş Gazetesi'nin ışıkları gece boyunca sönmezdi.
Bölge Müdürü Tamer Ünal'ın gözetiminde, Muhasebe Müdürü Suat Hayri Akarçay'ın titizliğiyle, Haber Müdürü Şahin Esendemir'in haber telaşıyla, Spor Müdürü Peyami Sefa Mataracı'nın heyecanıyla, Reklam ve Halkla İlişkiler Müdürü Şazi Yüksek'in koşuşturmasıyla gazete adeta yaşayan bir organizmaya dönüşürdü.
Haber merkezinde dakikalar saatlerle yarışırdı.
Muhabirler koşturur, telefonlar susmaz, daktilolar ve bilgisayar tuşları geceyi delip geçen bir ritim tutardı. Spor servisinde Cafer Esendemir son gelişmeleri yetiştirmeye çalışırken, Gece Şefi Önder Kürklü baskıya girecek sayfaların son kontrollerini yapardı.
Sayfa Sekreteri Süleyman Canpolat yalnızca sayfaları hazırlamaz, zaman zaman kaleme aldığı yazılarla okuyucunun gönlüne de dokunurdu.
Sonra iş bize düşerdi.
Haberler tek tek pikajda yerleştirilir, büyük bir dikkatle sayfalar hazırlanırdı. Kamera odasında Kadir İnceler sabırla filmleri çeker, montaj bölümünde sayfalar bir araya getirirdik. Herkesin alın teri aynı sayfada buluşurdu.
Bir gazetenin doğumu kolay değildi.
Sabaha karşı ön baskı alınırdı. Herkes nefesini tutar, sayfalardaki en küçük hatayı yakalamaya çalışırdı. Çünkü birkaç saat sonra o gazete binlerce insanın elinde olacaktı.
Sonra,
Şehrin fırınlarından yükselen sıcak ekmek kokularına, yeni basılmış gazetenin mürekkep kokusu karışırdı.
Bir işçi çay ocağında simidini bölerek okurdu onu.
Bir esnaf dükkânını açmadan önce manşetlere göz atardı.
Bir emekli parkta bankın üzerine bırakırdı gazeteyi.
Bir öğrenci okul yolunda şehrinde neler olduğunu öğrenirdi.
Gazete yalnızca haber değildi.
Gazete; şehrin hafızasıydı.
Gazete; yaşananların tapusuydu.
Gazete; dünün bugüne bıraktığı belgeydi.
Sonra teknoloji geldi.
Ekranlar büyüdü, telefonlar küçüldü.
Bir zamanlar mürekkep kokusuyla başlayan sabahlar, parmak hareketleriyle akan ekranlara dönüştü.
Haber saniyeler içinde yayılmaya başladı ama çoğu zaman kalıcılığını kaybetti. İnsanlar habere daha hızlı ulaştı belki ama haberin emeğini, kokusunu, heyecanını unuttu.
Bugün yerel gazeteler büyük mücadele veriyor.
Oysa bir kentin gerçek hikâyesini en iyi bilen yine yerel gazetelerdir.
Mahallesindeki sorunu, sokağındaki sevinci, kentindeki gelişmeyi en doğru şekilde onlar aktarır.
Çünkü yerel gazete sadece haber satmaz.
Yerel gazete, yaşadığı şehrin hafızasını korur.
Adana'nın dününü, bugününü ve yarınını kayıt altına alır.
Bu yüzden yeni nesil gazeteyle tanışmalıdır.
Her evde, her iş yerinde bir yerel gazete bulunmalıdır.
Çünkü gazete olan yerde bilgi vardır.
Gazete olan yerde hafıza vardır.
Gazete olan yerde şehir kendini anlatır.
Unutmayalım,
Bir gün dijital ekranlar kapanabilir, internet erişilemez olabilir; ama arşivlerde duran sararmış bir gazete sayfası, yıllar sonra bile gerçeği anlatmaya devam eder.
Yerel gazete okuyun.
Şehrinizi tanıyın.
Kentinizin hafızasına sahip çıkın.
Çünkü habersiz kalan insan sadece bir günü değil, yaşadığı şehri de kaçırır.



