Yokluk bir kelime değildir aslında.
Bir cümle hiç değildir.
Yokluk; gecenin en uzun saatinde hastane koridorunda otururken, soba niyetine nefesini avuçlarının içine üflemektir.
Yokluk; cebinde para olmadığı için değil, kalbinde üşüyecek kadar umut kaldığı için acıtandır.
Bunu yaşamayan bilmez.
Bilen de kolay kolay anlatamaz.
Adana sokakları bugün yine sıcaktır belki ama bazı insanlar için bu şehir, ayazın adıdır. Seyhan Devlet Hastanesi’nin acil servisi…
Kimi bir yakınının başında, kimi kendi yarasıyla, kimi sadece hayata tutunmak için oradadır. Banklarda oturanlar, beton zemine yaslananlar, gözleri kapalı ama uykusuz insanlar…
Hepsi aynı soruyu sorar sessizce:
“Bu gece geçecek mi?”
İşte tam o anlarda, insanın içini ısıtan şey kalorifer değildir.
Bir tas çorbadır.
Bir ekmektir.
Bir tebessümdür.
Kadim bir hikâye vardır bu topraklarda: Taş Çorba.
Hani herkesin elinde bir taş vardır ama kimse tencereyi ateşe koymaya cesaret edemez. Ta ki biri çıkıp “Ben başlıyorum” diyene kadar…
Adana’da o cesareti gösteren yürekler var.
Bu şehrin kazananı, kazandığını bu şehirde harcayanları…
Gösterişsiz, sessiz, reklamdan uzak hayırseverleri…
Ve o gecelerden birinde, Seyhan Devlet Hastanesi Acil’in önünde, kepçeyi eline alan bir adam vardı:
Adil Satan, var. Büyükşehir Belediyesi mesainden sonra,
yanında halkın içinden ekibiyle
Önünde kaynayan kazan…
Ama asıl kaynayan şey, merhametti.
Bir kepçe çorba uzattı birine.
“Buyur abi, için ısınsın” dedi.
Çorba sıcak değildi sadece, insan yerine konmanın sıcaklığıydı o.
Bir başkasına ekmek verdi.
Bir çocuğun başını okşadı.
Bir yaşlının duasını sessizce aldı.
O an anlaşıldı ki, hayırseverlik sadece vermek değildir.
Köprü olmaktır.
Kazanan ile yokluğu iliklerinde hisseden arasında kurulmuş görünmez bir köprü…
O köprüden geçen herkes kazanır.
Alan da, veren de.
Allah bu kadim şehrin hayırseverlerinden razı olsun.
Paylaşmayı bilenlerin sayısını artırsın.
Bir tas çorbayı, bir lokma ekmeği, bir tebessümü çoğaltsın.
Çünkü yokluk geçer…
Ama merhamet kalır.
ŞİİR Dİ BİR TAS ÇORBA
Bir kazan kaynar gecenin ortasında
Ne taş var içinde
Ne de et
İçinde insan var,
İçinde dua var.
Bir kepçe iner karanlığa
Bir el uzanır soğuğa
Bir çorba değil bu
Bir “yalnız değilsin”dir.
Hastane duvarları şahittir
Titreyen dizlere
Isınan kalplere
Ve sessizce edilen
“Allah razı olsun”lara.
Bir ekmek bölünür
Gece ikiye ayrılır
Biri yokluk
Biri umut olur.
Ey Adana
Ey taş çorbanın şehri
Merhamet sende kazan
Paylaşan sende zengin.



