Gürsel Paşa Gümüşkaynak Caddesi, Bugün yolum buraya düştü, gördüklerime inanamadım..!
Bir yanda Büyükşehir’in arı gibi çalışan ekipleri vardı, ellerinde mermer, çekiç, fırça ve cetvelle titizlikle iş başında. Kazım Büfe’nin önündeki tenteler sökülmüş, parçalanmış, yere serilmişti...
Renkleri solmuş, gölgeleri kalkmış, caddede sert bir sessizlik hâkim.
Halk tepki gösteriyordu;
“Böyle mi olur?
Bu kadar sert müdahale mi yapılır?” dediler.
Yüzlerinde hayal kırıklığı, ellerinde boşluk vardı.
Tenteler sadece kumaş değil, caddeyle kurdukları bağı simgeliyordu.
Ve şimdi o bağ kopmuştu. Birkaç yaşlı amca, genç bir kadının yanında durup tartışıyordu:
“Bu tenteler bizim gölgemizdi, sıcak günlerde sığınağımızdı. Nerede şimdi?”
Zabıtalar nöbetteydi; araçlar park edemesin diye cadde boyunca dizilmişlerdi. Ama esnafın öfkesi daha keskin, daha doğrudan:
“Araçlar park edemezse işlerimiz durur, müşteriler gelmez, dükkanlarımızı kapatma tehlikesi kapıda!” diyorlardı.
Bir büfecinin gözleri parlıyor, elleriyle kaldırımların genişliğini ölçüyor:
“Bakın, burası yoldan bile büyük!
Araçlar nereye girsin, insanlar nereye geçsin?”
Ve işte tam burada bir çelişki vardı: Halk, tentelerin sökülmesine kızıyor, esnaf araç parkına izin verilmemesine.
Bir taraf düzen, kurallar ve titiz plan; diğer taraf yaşamın çetin gerçekleri, geçim derdi ve çaresizlik.
Kaldırımlar yoldan büyük, gerçek ortaya çıkmış: Ne araçlar sığıyor, Yayalar'da ya gününü düşünüyor.
Cadde bir sessiz savaş alanı gibi. Betonun gri tonu, metalin sertliği, kumaşın eksikliği…
Her adımda gözle görünür bir gerginlik var. Bir çocuk bisikletiyle geçtiğinde, tentelerin gölgesizliğini fark ediyor, esnafın öfkesiyle çarpışıyor. Bir müşteri gelmek istiyor, ama park edecek yer yok.
“Burası bizim cadde, bizim şehir!” diye fısıldıyor esnaf.
Burası sadece bir cadde değil artık; kurallar ile yaşamın çarpıştığı, insanın hakkı ile kamunun hakkının hesaplaştığı bir sahne. Belediyenin titiz çalışması, halkın beklentisi ve esnafın çaresizliği birbirine girmiş durumda.
Kaldırımlar yoldan büyük, ama burası aynı zamanda bir şehrin kalbi. Burada herkesin sesi duyuluyor, herkesin adımı ölçülüyor.
Ve biz, bu dar caddeyi izlerken, anlamaya çalışıyoruz: İşgal mi, düzen mi? Hayat mı, kurallar mı?
Hepsi bir arada, tek bir sokakta, yüksek sesle sorgulanıyor. Her taş, her tente, her park edilemeyen araç bir mesaj veriyor: Şehir sert, insan dirayetli, ve gerçekler her zaman gözümüzün önünde…
Bekleyip sonucun nihayetini yazmaya devam edeceğiz gazetecilik ilkeleri boyutunda.



