İnsan bazen kalabalıkların ortasında yalnız kalır.
Sözlerin çoğaldığı, fakat anlamların azaldığı bir çağda yaşar.
İşte tam o anda bir kitap açılır, bir şiir okunur, bir kelime insanın kalbine dokunur…
Ve insan anlar ki edebiyat yalnızca bir sanat değil, ruhun şifasıdır.
Edebiyat, insanın içindeki sessizliği konuşturur.
Dertleri kelimeye, sevinçleri mısraya dönüştürür.
Bir şairin kaleminden dökülen satırlar, başka bir insanın yarasına merhem olur.
Bir yazarın anlattığı hikâye, okuyanın kendi hayatına ayna tutar.
Çünkü edebiyat;
insanın kendini anlamasıdır,
hayatı yorumlamasıdır,
ve en önemlisi insan kalabilme sanatıdır.
Bugün şehirler büyürken insanlar küçülmesin diye
kelimelere, şiirlere, hikâyelere ihtiyaç vardır...
İşte bu noktada Adana Şair Yazarlar Platformu,
sadece bir topluluk değil;
kültürün filizlendiği bir bahçe gibidir.
Orada kelimeler yarışmaz, paylaşılır...
Şairler alkış için değil, duygu için yazar.
Yazarlar ün için değil, kültür için kalem oynatır.
Bir şiir okunur…
Bir hikâye anlatılır…
Bir fikir doğar…
Ve fark edilmeden bir şey olur:
Kültür insana aşı gibi işlenir...
Çünkü kültür;
sadece geçmişi anlatmak değil,
geleceğe ruh bırakmaktır...
Adana’nın sıcak sokaklarından yükselen bu edebiyat sesi,
aslında Anadolu’nun kadim sesidir.
Karacaoğlan’dan gelen o türkü,
Dadaloğlu’nun o baş kaldıran sözü,
ve nice ozanın nefesi
bugün yeni kalemlerde yeniden hayat bulur...
Edebiyat işte bu yüzden insana iyi gelir.
Çünkü edebiyat;
Bir kalbin diğer kalbe uzattığı kelime köprüsüdür...
Ve bilirsiniz…
Bir toplumda şairler konuşuyorsa,
orada umut hâlâ yaşıyor demektir.
Kalemler susmasın…
Şiirler eksilmesin…
Ve kültür ateşi hiçbir zaman sönmesin.
Çünkü edebiyat yaşayan bir milletin kalp atışıdır.



