SİXT
SİXT-2
REMZİ YILDIRIM
Köşe Yazarı
REMZİ YILDIRIM
 

Bizim Babamız

Bahar, Çukurova'nın bereketli toprağına yine usulca inmişti.  Bahçedeki erik ağacı beyaz gelinliğini giymiş, güller tomurcuklarını açmaya hazırlanıyordu. Hava, portakal çiçeklerinin kokusuyla doluydu.  O yıllar, çocukluğun en saf, en masum zamanlarıydı. Hafta sonuydu. Ben bahçede oynarken babam mangalı yakıyordu.  Dumanı gökyüzüne ince ince yükseliyor, közlerin çıtırtısı kuş seslerine karışıyordu.  Çiçeklerin arasından onu seyrediyordum.  Babamın varlığı bana güven veren bir çınar gibiydi; o bahçedeyse dünya daha güzel, daha emniyetli görünürdü. Tam o sırada bir bal arısı çiçeklerden havalandı. Önce etrafımda birkaç tur döndü. Sonra bir anda gelip burnuma kondu. Ne olduğunu anlayamadan da iğnesini bıraktı. Bir acı, Sanki bütün dünya burnumda toplanmıştı. Gözlerimden yaşlar boşandı.  Ağlayarak babama koştum: — Baba! Arı beni soktu. Çok canım yanıyor! Babam elindeki maşayı bıraktı. Diz çöktü. Yüzüme baktı. Gözlerinde telaştan çok şefkat vardı. Saçlarımı okşadı. Sonra gülümseyerek: — Yavrum, o sana aşı yapmış. Grip olmayasın diye doktorluk etmiş, dedi. Bir an şaşırdım. Acım hâlâ vardı ama babamın sesi, bahar rüzgârı gibi içime dokunmuştu. — Gerçekten mi baba? — Elbette. Bak, arılar sadece bal yapmaz. Bazen çocukları da korurlar. O an ağlamam durdu. Burnumdaki acı yavaş yavaş uzaklaştı. Çünkü insanın canını yakan şey bazen yara değildir; korkudur.  Babam korkumu almıştı. Acımın üstüne sevgiyi sürmüş, yüreğime tesellinin merhemini koymuştu. Yıllar geçti. Bahçedeki o çiçekler soldu, mangalın dumanı gökyüzünde kayboldu. Çocukluk günleri de uzaklarda kaldı. Ama bugün hâlâ ne zaman bir arı görsem burnumdaki sızıyı değil, babamın o sözlerini hatırlarım. "Yavrum, o sana aşı yapmış." İşte babalık bazen budur. Bir çocuğun acısını tamamen yok etmek değil; o acının içinden umut çıkarabilmektir. Çünkü bazı insanlar ev yapar, bazıları bina yapar, bazıları servet yapar. Babalar ise evlatlarının yüreğinde ömür boyu silinmeyecek hatıralar yapar. Yıllar sonra insan dönüp baktığında anlar ki; Çocukluğumuzun en büyük ilacı ne doktorlarda, ne eczanelerdeydi. Bizim ilacımız, başımızı okşayan o nasırlı ellerdeydi. Bizim ilacımız, "Geçer yavrum" diyen o sıcak seste saklıydı. Bizim en büyük zenginliğimiz, dünyanın bütün servetlerinden daha kıymetli olan bir şeydi: Babamızın sevgisi, Babamızın Merhameti.
Ekleme Tarihi: 23 Haziran 2026 -Salı

Bizim Babamız

Bahar, Çukurova'nın bereketli toprağına yine usulca inmişti. 

Bahçedeki erik ağacı beyaz gelinliğini giymiş, güller tomurcuklarını açmaya hazırlanıyordu.

Hava, portakal çiçeklerinin kokusuyla doluydu. 

O yıllar, çocukluğun en saf, en masum zamanlarıydı.

Hafta sonuydu.

Ben bahçede oynarken babam mangalı yakıyordu. 

Dumanı gökyüzüne ince ince yükseliyor, közlerin çıtırtısı kuş seslerine karışıyordu. 

Çiçeklerin arasından onu seyrediyordum. 

Babamın varlığı bana güven veren bir çınar gibiydi; o bahçedeyse dünya daha güzel, daha emniyetli görünürdü.

Tam o sırada bir bal arısı çiçeklerden havalandı.

Önce etrafımda birkaç tur döndü. Sonra bir anda gelip burnuma kondu. Ne olduğunu anlayamadan da iğnesini bıraktı.

Bir acı,
Sanki bütün dünya burnumda toplanmıştı.

Gözlerimden yaşlar boşandı. 

Ağlayarak babama koştum:

— Baba! Arı beni soktu. Çok canım yanıyor!

Babam elindeki maşayı bıraktı. Diz çöktü. Yüzüme baktı. Gözlerinde telaştan çok şefkat vardı.

Saçlarımı okşadı.
Sonra gülümseyerek:

— Yavrum, o sana aşı yapmış. Grip olmayasın diye doktorluk etmiş, dedi.
Bir an şaşırdım.
Acım hâlâ vardı ama babamın sesi, bahar rüzgârı gibi içime dokunmuştu.

— Gerçekten mi baba?

— Elbette. Bak, arılar sadece bal yapmaz. Bazen çocukları da korurlar.

O an ağlamam durdu.
Burnumdaki acı yavaş yavaş uzaklaştı. Çünkü insanın canını yakan şey bazen yara değildir; korkudur. 

Babam korkumu almıştı. Acımın üstüne sevgiyi sürmüş, yüreğime tesellinin merhemini koymuştu.

Yıllar geçti.
Bahçedeki o çiçekler soldu, mangalın dumanı gökyüzünde kayboldu.

Çocukluk günleri de uzaklarda kaldı.
Ama bugün hâlâ ne zaman bir arı görsem burnumdaki sızıyı değil, babamın o sözlerini hatırlarım.

"Yavrum, o sana aşı yapmış."

İşte babalık bazen budur.

Bir çocuğun acısını tamamen yok etmek değil; o acının içinden umut çıkarabilmektir.

Çünkü bazı insanlar ev yapar, bazıları bina yapar, bazıları servet yapar.
Babalar ise evlatlarının yüreğinde ömür boyu silinmeyecek hatıralar yapar.

Yıllar sonra insan dönüp baktığında anlar ki;
Çocukluğumuzun en büyük ilacı ne doktorlarda, ne eczanelerdeydi.

Bizim ilacımız, başımızı okşayan o nasırlı ellerdeydi.

Bizim ilacımız, "Geçer yavrum" diyen o sıcak seste saklıydı.

Bizim en büyük zenginliğimiz, dünyanın bütün servetlerinden daha kıymetli olan bir şeydi:
Babamızın sevgisi, Babamızın Merhameti.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve artihabergazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.