Adana denilince akla önce sıcak gelir.
Öyle bir sıcak ki; insanın alnından teri, yüreğinden sevgiyi aynı anda çıkarır. Ardından kebap gelir, şalgam gelir, bici bici gelir. Bir de Adanalının o kendine özgü samimiyeti.
Ama Adana'yı yalnızca sıcağıyla, kebabıyla, şalgamıyla anlatmak; koca bir kitabı tek cümleyle özetlemeye benzer.
Adana, önce tarihtir.
Seyhan'ın kıyısında büyüyen bu şehir, binlerce yıllık bir medeniyet birikiminin üzerinde yaşamaktadır. Tepebağ'ın taşına, Taşköprü'nün kemerine, Büyük Saat'in gölgesine baktığınızda yalnızca bir yapı görmezsiniz; geçmişten bugüne uzanan bir şehir hikâyesi görürsünüz.
Taşköprü, Adana'nın yalnızca simgesi değildir. O köprü, yüzyıllardır insanları bir kıyıdan diğerine taşırken aslında geçmişi geleceğe bağlamaktadır.
Tepebağ ise Adana'nın hafızasıdır.
Eski evleri, dar sokakları, avluları ve taş duvarlarıyla bir zamanların Adana'sını sessizce anlatır. Ramazanoğlu ailesinin bıraktığı izler, Ulu Cami'nin ihtişamı, Kapalıçarşı'nın hareketliliği ve Arasta'nın geçmişten bugüne taşıdığı esnaf kültürü, bu şehrin neden sıradan bir kent olmadığını gösterir.
Adana'nın tarihi yalnızca binalarında da yaşamaz.
Bu şehir; Yaşar Kemal'in Çukurova'sında, Orhan Kemal'in insanlarında, Muzaffer İzgü'nün mizahında, Abidin Dino'nun sanatında yeniden hayat bulmuştur.
Çünkü Adana insanı yalnızca yaşadığı şehri anlatmamış, yaşadığı şehri edebiyata ve sanata da taşımıştır.
Belki de Adana'nın en büyük zenginliği budur.
Burada tarih ile hayat birbirinden kopuk değildir.
Sabah eski bir sokaktan geçerken yüz yıl öncesinin izine rastlarsınız. Öğlen bir kebapçıda otururken yüzyıllardır devam eden mutfak kültürünün tadına varırsınız. Akşam Seyhan'ın kenarında yürürken şehrin bütün geçmişi sanki suyun üzerinde yeniden akar.
İşte bu nedenle Adana'yı anlatırken yalnızca “sıcak şehir” demek yetmez.
Adana sıcaktır…
Ama yalnızca havası değil, insanı da sıcaktır.
Adana lezzetlidir…
Ama yalnızca sofrası değil, tarihi de lezzetlidir.
Ve Adana canlıdır…
Çünkü geçmişini tamamen kaybetmeden geleceğe yürüyebilen şehirlerin hâlâ anlatacak çok hikâyesi vardır.
Bugün yapılması gereken ise bellidir:
Adana'nın tarihi yalnızca eski fotoğraflarda kalmamalı; çocukların, gençlerin ve bu şehre gelen insanların görebileceği, dokunabileceği ve öğrenebileceği yaşayan bir şehir hafızasına dönüşmelidir.
Çünkü bir şehir tarihini unutursa yalnızca geçmişini değil, kimliğinin bir parçasını da kaybeder.
Adana'nın ise anlatacak daha çok hikâyesi var.
Hem de Seyhan Nehri'nin akışı kadar uzun, Taşköprü'nün taşları kadar sağlam hikâyeler.
Adana'lı yazarların kitaplarını mutlaka okuyun Adana kalırsınız.



