Ekim ve Kasım ayları ülkemiz açısından önemli olayların yaşandığı aylardır. Ekim ayında Cumhuriyet Bayramımızın kutlanması, kasım ayında ise önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü sonsuzluğa uğurladığımız ve onu andığımız ay. Bu nedenle bu yazımı cumhuriyetimizin erken dönemlerindeki spor politikaları çerçevesinde sporun ulusal kimlik inşasındaki rolünden söz etmek istedim.
Yeni modern ulus devletin oluşumunda ulusal kimlik inşasında spor önemli bir bileşen olarak karşımıza çıkmaktadır. Ulusal kimlik, bir toplumun ortak değerler, tarihsel hafıza ve kültürel pratikler ve semboller, üzerinden kendisini tanımlama sürecidir. Atatürk’ün modernleşme projesi, toplumsal yaşamın tüm alanlarında dönüşümü hedefleyen çok kapsamlı bir reform hareketiydi. Eğitim, kültür, sanat, sağlık ve siyaset alanlarındaki yenilikler ile birlikte spor da bu dönüşümün ayrılmaz bir parçası olarak yerini almıştır. Yeni oluşan modern ulus devletlerde büyük ilgi gören iki değer olan spor ve sanat öne çıkmaktaydı.
Atatürk için spor, modern bireyin fiziksel ve zihinsel kapasitesinin yanında disiplin, ahlak, dayanışma ve toplumsal bütünleşmeyi geliştirdiği için modern, ilerlemeci ve özgüvenli bir ulus yaratmanın önemli unsurlarından biriydi. Bu anlayış çerçevesinde cumhuriyetin ilk yıllarında sporun kurumsallaşması sağlanmış ve eğitim sistemi içinde spora yer verilmiştir. Bu yer veriş ulusal kimlik oluşturma sürecinin yapısal boyutunu desteklemiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan ve sporun da yaygınlaşmasında önemli işlevler gören; halk evleri, okullar ve askeri kurumlar ve spor kulüpleri ulusal kimliğin toplumsal tabana yerleşmesinde kritik bir rol oynamıştır. Bu kurumlar, bir yandan beden eğitimi ve spor kültürünü yaygınlaştırmış, diğer yandan ulusal değerlerin toplumsal hafızada yer almasına katkı sağlamıştır. Organize edilen gençlik ve spor bayramları, müsabakalar, sportif etkinlikler, yeni kurulan ulus devletimizin birlik, dayanışma ve kollektif bilinç ruhunu görünür kılmanın yanı sıra, ulusal kimliği pekiştiren ritüeller olarak işlev görmüştür. Ulusal kimliğin eğitim sisteminde benimsetilmesinde beden eğitimi dersleri zorunlu hale getirilerek spor, eğitim sisteminin temel araçlardan biri olmuştur. Ulusal kimliği benimsemiş ve yayan bir eğitim kadrosu oluşturmak için “Gazi Terbiye Enstitüsü” açılmış beden eğitimi öğretmeni yetiştiren bölüm bu yapı içinde oluşturulmuştur. Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı ise spor kulüplerinin bir üst birliği olarak ulusal ölçekte sporun yaygınlaşmasını sağlamıştır. Tüm bu kurumsal yapılanmalar sporun, sadece serbest zaman etkinliği olmadığını, ulusal kimlik inşasının bir parçası olduğunu anlatmaktadır. Bu yaklaşım aynı zamanda ulusal kimliği hem içerde sağlamlaştıran hem de dışarıda görünür ve saygın kılan stratejik bir boyut taşımaktadır. Bu strateji çerçevesinde uluslararası arena modern Türk ulusunun tanıtılması ve prestij sağlanması için yasal düzenlemeler yapılmış ve bütçeden para ayrılmıştır. Böylece ilk kez Türkiye Cumhuriyeti olarak 1924 Paris Olimpiyatlarına katılım sağlanmıştır. Türkiye’nin uluslararası spor organizasyonlarına katılımı teşvik edilmiş, sporcuların başarıları Türkiye’nin modernleşme kapasitesini dünyaya kanıtlama işlevi görmüştür.
Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren spor politikaları yalnızca fiziksel gelişimi hedeflememiş; ulus kimliğin inşasını, toplumun modern değerlere uyumunu ve devletin uluslararası alandaki görünürlüğünü artırmayı amaçlamıştır. Günümüzde bu yaklaşımın bize değerli bir miras olduğunun bilincine vararak, çağımız koşullarına uygun, beden eğitimi ve sporun gelişimi yönünde hepimiz üzerimize düşen görevleri yapmalıyız. Sporla Kalın.



